herşeyTÜRKİYEiçin!

SON KONULAR: | akparti.gen.tr | Genel başkanlığı bırakma şartı | akparti.gen.tr | Kılıçdaroğlu da nasibini aldı | akparti.gen.tr | Chp’den 2 çelişki | akparti.gen.tr | Ölüler Gömülmeli | akparti.gen.tr | BBP LİDERİ TOPÇU: Demokrasi için oyumuz evet olacak | akparti.gen.tr | PKK'lıların kullandığı araç MHP'li üyeninmiş! | akparti.gen.tr | 'Kim kimin adamıdır biz bunları biliriz' | akparti.gen.tr | Bombaların kardeşliği! | akparti.gen.tr | O gün bu önlemler alınacak | akparti.gen.tr | Genelkurmay'ı çok zora sokacak yazı

TARTIŞIYORUZ
TARTIŞI'YORUM! TIKLAYIN. TARTIŞALIM!

Go Back   AK Parti - AK Parti Forumu > DİNİ İNANÇLAR > Dini Konular > Sahabeler ve Alimler

BÜYÜMEDE REKOR KIRDIK! TIKLAYIN. OKUYUN!

Anayasa Değişiklik Paketi İle İlgili Sorular ve Cevapları
Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 03-16-2010, 08:02 PM   #1 (permalink)
Üye Başlığı

Kişisel Veriler
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Paylaşımlar
Mesajlar: 2,394
AK Puanlar
Teşekkürler: 2,255
Aldığı 503 Teşekkür 402 Mesajı için.
Beğeni Puanı: 100
Beğeni Derecesi: Fehmi Arvas will become famous soon enoughFehmi Arvas will become famous soon enough
HERŞEYTÜRKİYEİÇİN!
Standart Anadolu Evliyaları !

HALLAC-I MANSUR (Rahmetullahi Aleyh)
Mutlak olan bir şey var. O da ölümdür. (Kelam-ı kibar)
Sabır nedir?

İlim ve marifeti olan bir evliyadır.
Hal ehli kimse olup, kerametleri vardır.

Bir gün dörtyüz kişiyle hac yoluna çıktılar.
Bir miktar yol gidince, hepsi çok acıktılar.

Ve Hallac-ı Mansur’a ettiler ki şöyle arz:
(Şimdi kelle kebabı olsaydı yerdik biraz.)

O, hemen arkasına uzanarak tek elle,
Aldı hem taze pişmiş, iki pide, bir kelle.

Kafilede olanlar, dörtyüz kişi idi tam.
O pide ve kebaptan, hepsine etti ikram.

Velhasıl o kimseler, kebapları yediler.
Peşinden, (Taze hurma olsa, yerdik) dediler.

Kalktı ve buyurdu ki: (Hurma mı istediniz?
Öyleyse ağaç diye, beni silkeleyiniz)

İnsanlar, (Peki) deyip, onu silkeleyince,
Ondan taze hurmalar döküldü yere nice.

Öyle çok döküldü ki hurmalar o saatta,
Dörtyüz kişi yedi de, bitmedi yine hatta.

Birinin de bir kuşu var idi, bir gün öldü.
Böyle çok üzgün iken, bu veli onu gördü.

Buyurdu ki: (Üzülme, izni ile Allah'ın,
İstiyorsan dirilip, canlansın o hayvanın.)

O, (İsterim) deyince, dua etti anında.
Kuş birden canlanarak yürüdü yanlarında.

Yine Hallac-ı Mansur, sekr halinde, bir zaman,
(Enelhak) kelimesi çıkıverdi ağzından.

(Ben Hakk’ım) manasına gelse de bu kelamı,
Onun, bunu demekten, bu değildi meramı.

(Ben yokum, Allah vardır) demek murad etmişti.
Lakin bunu, bu sözle ifade eylemişti.

Zira Sekr halindeydi bunu söylediğinde.
Yani aklı, şuuru tam değildi yerinde.

O devrin âlimleri, onun bu kelamını,
Suç sayıp, hapsettiler bu Allah adamını.

Sonra, sevdiklerinden biri gitti yanına.
Ve (Sabır nedir?) diye, bir sual sordu ona.

O da, ayaklarını birbirine bağlayan,
O kalın zincirlere, işaret etti o an.

Sonra şöyle buyurdu: (Şudur ki asıl sabır,
Ben, şu kalın zincire bakarsam, o açılır.)

Ve hemen o zincire bir nazar etti o an.
O anda kalın zincir, kopuverdi ortadan.

O kimse, şaşkınlıkla bakıyorken, o ara,
Nazar etti bu defa karşıdaki duvara.

Onun bakışı ile, kayboldu birden duvar.
O an, Dicle nehrinin kenarında oldular.

Biraz sonra, zindana getirdi yine onu.
Ona, böyle anlattı sabrın ne olduğunu.

Demek istemişti ki: Bütün bunlara rağmen,
Sabredip, gitmiyorum yine hapishaneden.

Mekanları Cennetiaala olsun !
__________________


www.akparti.gen.tr // AK Parti Forum
Offline   Alıntı ile Cevapla
Fehmi Arvas kullanıcısına teşekkür eden 2 kullanıcı:
maçka (04-01-2010), TANER (04-02-2010)
Alt 03-16-2010, 09:12 PM   #2 (permalink)
Üye Başlığı

Kişisel Veriler
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Paylaşımlar
Mesajlar: 2,394
AK Puanlar
Teşekkürler: 2,255
Aldığı 503 Teşekkür 402 Mesajı için.
Beğeni Puanı: 100
Beğeni Derecesi: Fehmi Arvas will become famous soon enoughFehmi Arvas will become famous soon enough
HERŞEYTÜRKİYEİÇİN!
Standart

AZİZ MAHMUD HÜDAYİ (Rahmetullahi Aleyh)
Bursa kadısı idi

Hazret-i Üftade’yi tanıyan fakir biri,
Çok arzu ediyordu bir kez Hacca gitmeyi.

Çünkü o, bu taati istiyordu ihlasla.
Lakin gidemeyince üzülürdü pek fazla.

Bir yıl da, yine böyle Hacca gidemeyince,
Üzülüp, hanımına şöyle dedi bir gece:

(Bak hanım, gidemezsem gelecek sene dahi,
O zaman sokma beni bu haneden içeri.)

Bir kaç gün kalmıştı ki Hac vaktine nihayet,
Yine gidemiyordu, mükedder oldu gayet.

Çaresizlik içinde hazret-i Üftade’ye,
Yalvardı: (Bu hususta yol göster bana) diye.

Buyurdu: (Mehmed Dede, görür senin işini.)
O da gidip, o zata döküverdi içini.

Fakire: (Yum gözünü!) deyince Mehmed Dede,
Açtı ki, ikisi de bulunuyor Mekke'de.

Fakir, Mehmed Dede’nin kerametiyle yine,
Haccı yapıp, bir anda avdet etti evine.

Kapısını çalarak, dedi ki: (Bak ey hanım!
Bu sene, Haccı bana nasib etti Allah'ım.

Herkesten daha önce dönüp geldim Kâbe’den.
Bak, sana hediyeler getirdim o mübarek beldeden.)

İnanmadı hanımı, dedi: (Beş gün içinde,
Hiç Hacca gidilir mi, yanlışlık var bu işte.)

Ona böyle söyleyip, kilit vurdu kapıya.
Ertesi gün bu işi, arz eyledi kadıya.

Aziz Mahmud Hüdayi kadı idi orada.
Fakiri, huzuruna çağırdı heman o da.

Geldiğinde sordu ki: (Nerdeydin beş gecedir?
Bak zevcen, bunun için senden şikayetçidir.)

Dedi: (Kadı Efendi, Hacca gittim ve geldim.
Bu babta Mehmed Dede şahidimdir efendim.)

Kadı, Mehmet Dede’yi çağırdı mahkemeye.
Sual etti: (Bu babta, bildiğin nedir?) diye.

O dahi hadiseyi ayniyle edince arz,
Kadı, hayret içinde düşündü bunu biraz.

Dedi ki: (Hacca gitmek, sürerken haftalarca,
Beş gün içerisinde gidilir mi hiç Hacca?)

Mehmet Dede dedi ki: (Efendim, lain şeytan,
Bir anda, uzaklara gittiği malum şu an.

Öyle veli zatlar da vardır ki bu dünyada,
Uzak mesafelere gidebilir bir anda.

Hem dahi o şeytan ki, Allah'ın düşmanıyken,
Bir anda uzaklara gitmesi kabil iken,

Hem Allah dostu olan evliyadan bir zatın,
Bu harika işleri, neden mümkün olmasın?)

Mekanı Cennetaala olsun ! İnşallah !
__________________


www.akparti.gen.tr // AK Parti Forum

Konu Fehmi Arvas tarafından (03-16-2010 Saat 11:50 PM ) değiştirilmiştir.
Offline   Alıntı ile Cevapla
Fehmi Arvas kullanıcısına teşekkür eden 3 kullanıcı:
maçka (04-01-2010), mehmetkurt (03-16-2010), TANER (04-02-2010)
Alt 03-16-2010, 09:49 PM   #3 (permalink)
Üye Başlığı

Kişisel Veriler
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Paylaşımlar
Mesajlar: 2,394
AK Puanlar
Teşekkürler: 2,255
Aldığı 503 Teşekkür 402 Mesajı için.
Beğeni Puanı: 100
Beğeni Derecesi: Fehmi Arvas will become famous soon enoughFehmi Arvas will become famous soon enough
HERŞEYTÜRKİYEİÇİN!
Standart

SEYYİD FEHİM ARVASİ (Kuddise Sirruh)
Mücessem melek idi

Evliyayı kiramdan, devrinin bir tekiydi.
Resulün Eshabının, sanki nümunesiydi.

Van'ın Arvas köyünde dünyaya gelen bu zat,
Yine aynı bu köyde, eyledi Hakka vuslat.

Evlad-ı Resul olup, güzel ve sevimliydi.
Gözleri iri siyah, kaşları yay gibiydi.

Bir miktar yüksek idi, orta yeri burnunun.
Sakalı normal olup, değildi kısa, uzun.

Alnı geniş ve nurlu bir zat idi mükerrem.
Kırmızıyla karışık, beyaz idi yüzü hem.

Güzellik timsaliydi her haliyle o elhak.
Gören, Yusüf Nebiyi hatırlardı muhakkak.

Küçük yaşta başladı din ilmini tahsile.
Ve hemen ezberledi Kur'anı bu azm ile.

Lakin yüksek babası, vefat eylediğinden,
Tahsiline, bir miktar ara verdi bu yüzden.

İşte o günlerdi ki, bir bayram geldiğinde,
Çok güzel bir elbise var idi üzerinde.

Kendi güzelliği de fevkalade idi hem.
Olmuştu o haliyle, bir melek-i mücessem.

Onu böyle görünce, Şeyhu adında bir zat,
Hemen kendi kendine dedi ki: (Heyhat! Heyhat!

Bir zamanlar, Arvas'tan âlimler çıkıyordu.
Şimdiyse güzel gençler çıkıyor, bize n'oldu?)

Bunu, kendi kendine söylediyse de o zat,
Seyyid Fehim, geçerken bunları duydu fakat.

Kendisine yaklaşıp, dedi ki: (Şeyhu baba!
Bu sözleri ne için söylersiniz acaba?)

(İçimden öyle geldi) dediyse de o kimse,
Dedi: (Lütfen söyleyin, sebebi her ne ise.)

Bu kişi, seyyidlere beslerdi çok muhabbet.
Çocuklarına bile, gösterirdi çok hürmet.

Dedi: (Medresemizde, yok bir müderrisimiz.
Ümit ediyorduk ki, şu güzel seyyidimiz,

Çalışıp, her ilimde kendini yetiştirir.
Çünkü ona yakışan, en güzel iş, bu iştir.

Bir büyük âlim olup, ilim yayar burada.
Meğer ki, süslenmeye başlamış şimdi o da.)

Bunu duyan genç Fehim, oradan gitti eve.
Güzel elbiseleri üstünden çıkardı ve,

İlim kitaplarını alarak omuzuna,
Tedris-i ilim için çıktı Cizre yoluna.

Kısa bir zaman sonra, geçerek emsalini,
Öğrendi tam islamın her ilm-i zahirini.

Sonra, Seyyid Taha’nın devam edip dersine,
Yükseldi tasavvufun yüksek derecesine.

O büyük evliyanın himmetiyle nihayet,
Batıni ilimde de aldı mutlak icazet.

Hocasının emriyle, Arvas’a geldi tekrar.
O zaman Şeyhu Baba olmuştu çok ihtiyar.

Bastona dayanarak, geldi ziyaretine.
İçeriye girerek, oturdu sohbetine.

Memnun görünüyordu velakin bu gelişte.
Dedi: (Biz, böyle görmek isterdik sizi işte.)

İltifat buyurarak Şeyhu'ya Seyyid Fehim,
Buyurdu: (Ortağımsın bu işte sen de benim.)

Mekanı Cennetiaala olsun ! Allahın(c.c.) rahmeti üzerlerinde eksik olmasın !
__________________


www.akparti.gen.tr // AK Parti Forum
Offline   Alıntı ile Cevapla
Fehmi Arvas kullanıcısına teşekkür eden 3 kullanıcı:
maçka (04-01-2010), mehmetkurt (03-16-2010), TANER (04-02-2010)
Alt 03-16-2010, 09:59 PM   #4 (permalink)
Üye Başlığı

Kişisel Veriler
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Paylaşımlar
Mesajlar: 316
AK Puanlar
Teşekkürler: 32
Aldığı 111 Teşekkür 93 Mesajı için.
Beğeni Puanı: 1000
Beğeni Derecesi: mehmetkurt has much to be proud ofmehmetkurt has much to be proud ofmehmetkurt has much to be proud ofmehmetkurt has much to be proud ofmehmetkurt has much to be proud ofmehmetkurt has much to be proud ofmehmetkurt has much to be proud ofmehmetkurt has much to be proud of
mehmetkurt - MSN üzeri Mesaj gönder
HERŞEYTÜRKİYEİÇİN!
Standart

paylaşımlarınız için teşekürler
__________________
Haydi ANADOLU !!!!
Offline   Alıntı ile Cevapla
mehmetkurt kullanıcısına teşekkür eden 2 kullanıcı:
Fehmi Arvas (03-16-2010), maçka (04-01-2010)
Alt 03-16-2010, 10:08 PM   #5 (permalink)
Üye Başlığı

Kişisel Veriler
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Paylaşımlar
Mesajlar: 2,394
AK Puanlar
Teşekkürler: 2,255
Aldığı 503 Teşekkür 402 Mesajı için.
Beğeni Puanı: 100
Beğeni Derecesi: Fehmi Arvas will become famous soon enoughFehmi Arvas will become famous soon enough
HERŞEYTÜRKİYEİÇİN!
Standart

Değer verdiğinizden dolayı ben Teşekür ederim !
__________________


www.akparti.gen.tr // AK Parti Forum
Offline   Alıntı ile Cevapla
Fehmi Arvas kullanıcısının bu mesajına teşekkür edenler:
maçka (04-01-2010)
Alt 03-16-2010, 10:53 PM   #6 (permalink)
Üye Başlığı

Kişisel Veriler
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Paylaşımlar
Mesajlar: 2,394
AK Puanlar
Teşekkürler: 2,255
Aldığı 503 Teşekkür 402 Mesajı için.
Beğeni Puanı: 100
Beğeni Derecesi: Fehmi Arvas will become famous soon enoughFehmi Arvas will become famous soon enough
HERŞEYTÜRKİYEİÇİN!
Standart

VEYSEL KARANİ (Rahmetullahi Aleyh)
Aşıktı Peygambere

Tabiin-i kiramdan büyük bir evliyadır.
Kalplere deva olan nasihatları vardır.

Yemen’in Karn köyünde dünyaya gelen bu zat,
Hicri otuzyedi’de şehiden etti vefat.

Üveys bin Amir Karni ise de ismi esas,
(Veysel Karani) diye meşhur oldu beynennas.

Resulün(s.a.s.) sağlığında, müslüman oldu, fakat,
Sahabe olamadı, görmedi çünkü bizzat.

Yemen'de deve güder, sağlardı geçimini.
Hizmet maksadı ile, yapardı bu işini.

Belli ücret istemez, alırdı ne verilse.
Yarısını verirdi, sadaka gayesiyle.

Bir annesi vardı ki, gözü görmez, ihtiyar.
Onun hizmeti ile olurdu alakadar.

Ona, gece ve gündüz yaparak böyle hizmet,
Çok hayır duasını almıştır uzun müddet.

Hep yanıp tutuşmuştur, Resulün(s.a.s.) aşkı ile.
Ve hiç unutmamıştır Rabbini bir an bile.

Her hal ve tavrı ile, her sözü ile bu zat,
Olmuştu insanlara, bir ibret ve nasihat.

Kimseyi incitmedi, incinmedi kimseden.
Onun, insanlar ile bir işi yoktu zaten.

İbadet ediyordu Sahibine gece gün.
Ve kalbi yanıyordu, aşkı ile Resulün(s.a.s.).

Onu gidip görmeyi çok istiyordu, fakat,
Vermedi validesi buna izin ve ruhsat.

Mübarek yüzlerini, o Peygamberi zişan,
Yemen taraflarına döndürüp zaman zaman,

Şöyle buyururdu ki: (Şu yönden ey Eshabım!
Rahmet rüzgarlarının estiğini duyarım.)

Peygamber Efendimiz(s.a.s.), yine buyurdular ki:
(Ümmetim arasında Üveys nam biri var ki,

O, Rebia ve Mudar adlı kabilelerin,
Sahip bulundukları koyun sürülerinin,

Kılları adedince, yani -pekçok- demektir,
Kimseye, mahşer günü şefaat edecektir.)

Bu iki kabilede olan koyunlar kadar,
Hiç kimsenin koyunu yok idi o zamanlar.

Eshap, (Ya Resulallah(s.a.s.), bu kimdir?) diye sordu.
(Allah’ın kullarından birisidir) buyurdu.

Dediler: (Hepimiz de kullarız, ismi nedir?
(Üveys)tir buyurunca, dediler: (Nerelidir?)

Resulullah(s.a.s.), (Karn’lıdır) buyurunca, bu sefer,
(O, sizi görmüş müdür?) diye sual ettiler.

(Baş gözüyle görmedi) buyurunca nihayet,
Sahabe, çok şaşırıp dediler ki: (Çok hayret.

Bu derece sevgisi olsun da onun size,
Fakat koşup gelmesin yüksek hizmetinize.)

Mekanı Cennetaala olsun ! Allah(c.c.) rahnet etsin !
__________________


www.akparti.gen.tr // AK Parti Forum

Konu Fehmi Arvas tarafından (04-02-2010 Saat 12:26 PM ) değiştirilmiştir.
Offline   Alıntı ile Cevapla
Fehmi Arvas kullanıcısına teşekkür eden 2 kullanıcı:
maçka (04-01-2010), TANER (04-02-2010)
Alt 03-16-2010, 11:03 PM   #7 (permalink)
Üye Başlığı

Kişisel Veriler
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Paylaşımlar
Mesajlar: 2,394
AK Puanlar
Teşekkürler: 2,255
Aldığı 503 Teşekkür 402 Mesajı için.
Beğeni Puanı: 100
Beğeni Derecesi: Fehmi Arvas will become famous soon enoughFehmi Arvas will become famous soon enough
HERŞEYTÜRKİYEİÇİN!
Standart


Bediüzzaman Said Nursi hazretleri kimdir !

1876'da Bitlis vilayetine bağlı Hizan ilçesi Nurs köyünde dünyaya geldi. Çocukluğunda çevresindeki medreselerde eğitim gördü. Kendisinde görülen harikulade zeka ve hafıza sebebiyle önceleri Molla Said-i Meşhur diye tanındı. Daha sonra "Zamanın Harikası" anlamında "Bediüzzaman" ünvanıyla şöhret buldu.


Talebelik yıllarında temel İslamî ilimlerle ilgili 90 kitabı ezberledi. Her gece bunlardan birini tekrar ediyordu. Bu tekrarlar O'nu, Kur'an ayetlerini derinlemesine anlamasına birer basamak oldu ve her bir Kur'an ayetinin bütün kâinatı ihata ettiğini gördü.


1900'lü yılların başında, doğuda Medresetü-z Zehra adında, din ve fen ilimlerinin birlikte okutulduğu bir İslam Üniversitesi kurmak fikriyle ülkenin yönetim ve hilafet merkezi olan İstanbul'a geldi ve hayatı boyunca bu fikrini gerçekleştirmek için gayret gösterdi. Doğrudan istediği şekilde bir üniversite kuramamakla birlikte dünyanın her tarafına uzanan ilim evleri açılması ile Bediüzzaman'ın hayalini kurduğu ilim yuvaları farklı bir şekilde vücud buldu.


1. Dünya Savaşı yıllarında doğu cephesinde gönüllü alay komutanı olarak hizmet etti. Savaş esnasında yaralanıp 2,5 yıl Rusya'da esir kaldı. 1917'deki Bolşevik İhtilali esnasındaki kargaşadan yararlanıp esaretten kurtuldu. Dönüşte, Genelkurmay'ın kontenjanından Osmanlı'nın en üst düzey dinî danışma merkezi olan Dar-ül Hikmet-il İslamiyye'de görev yaptı. İngilizlerin İstanbul'u işgali yıllarında onların aleyhinde Hutuvat-ı Sitte adıyla bir risale neşretti.


1918'de Sibirya'dan kaçarak İstanbul'a gelir. Bu dönemde Ünlü Kürt siyasetçisi Seyyid Abdülkadir'in başkanlığını yapacağı Kürdistan Teali Cemiyeti'nin kuruluş çalışmalarında yer alır. Cemiyete birçok katkı sunar. İngilizlerin İstanbul'u işgali karşısında halkı mücadeleye çağırır. 1922'de Ankara Hükümet'i tarafından mecliste konuşma yapması için davet edilir. Mebusların çoğunun namaz kılmadığını gören Bediüzzaman, namazın ve ibadetlerin önemini anlatan bir konuşma yapar. Meclis başkanı M. Kemal bundan rahatsız olur ve bunu dile getirir. Bunun üzerine Bediüzzaman hiddetlenerek şöyle cevap verir; " Paşa Paşa! Kainatta en büyük hakikat imandır. İmandan sonra namazdır. Namaz kılmayan haindir. Hainin hükmü merduttur."Bu olaydan sonra Said-i Kurdî, M. Kemal tarafından kendisine teklif edilen şark umum vaizliğini ve mebusluk tekliflerini reddederek Ankara Hükümeti ile bütün ilişkilerini keser ve 1923 yılında Van'a döner.


Anadolu'da başlatılan İstiklal mücadelesine destek verdi.


1925 yılında Van'da eğitim faaliyetlerinde bulunurken, o sırada meydana gelen Şeyh Said hareketi sebebiyle, bu harekete karşı çıktığı halde tedbir olarak önce Burdur'a, ardından Isparta ve Barla'ya gönderildi. Burada 8 yıl kaldı. Risale-i Nur isimli Kur'an tefsirinin çoğu bölümlerini burada yazdı. Eserleri ve fikirleri sebebiyle Eskişehir Mahkemesine sevk edildi.


Sürgüne gönderildiği Kastamonu'da eserlerini yazmaya devam etti. 1943'te Denizli Mahkemesi'ne, 1948'de Afyon Mahkemesi'ne sevk edildi. Mahkemeler beraatla neticelendi.


1950'de çok partili hayata geçildiğinde dini hak ve hürriyetler genişledi. Bediüzzaman Hazretleri, bu dönemde eserlerini matbaalarda bastırdı.


Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, 23 Mart 1960'ta Hakk'ın rahmetine kavuştu.


Allah(c.c.) rahmet etsin ! Mekanı Cennetaala olsun inşallah !
__________________


www.akparti.gen.tr // AK Parti Forum

Konu Fehmi Arvas tarafından (07-08-2010 Saat 05:41 PM ) değiştirilmiştir.
Offline   Alıntı ile Cevapla
Fehmi Arvas kullanıcısına teşekkür eden 3 kullanıcı:
maçka (04-01-2010), TANER (04-02-2010), İKRA (03-17-2010)
Alt 03-16-2010, 11:05 PM   #8 (permalink)
Üye Başlığı

Kişisel Veriler
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Paylaşımlar
Mesajlar: 316
AK Puanlar
Teşekkürler: 32
Aldığı 111 Teşekkür 93 Mesajı için.
Beğeni Puanı: 1000
Beğeni Derecesi: mehmetkurt has much to be proud ofmehmetkurt has much to be proud ofmehmetkurt has much to be proud ofmehmetkurt has much to be proud ofmehmetkurt has much to be proud ofmehmetkurt has much to be proud ofmehmetkurt has much to be proud ofmehmetkurt has much to be proud of
mehmetkurt - MSN üzeri Mesaj gönder
HERŞEYTÜRKİYEİÇİN!
Standart

dillere destan Bediüzzaman paylaşım için teşekürler
__________________
Haydi ANADOLU !!!!
Offline   Alıntı ile Cevapla
mehmetkurt kullanıcısına teşekkür eden 2 kullanıcı:
Fehmi Arvas (03-16-2010), maçka (04-01-2010)
Alt 03-16-2010, 11:24 PM   #9 (permalink)
Üye Başlığı

Kişisel Veriler
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Paylaşımlar
Mesajlar: 2,394
AK Puanlar
Teşekkürler: 2,255
Aldığı 503 Teşekkür 402 Mesajı için.
Beğeni Puanı: 100
Beğeni Derecesi: Fehmi Arvas will become famous soon enoughFehmi Arvas will become famous soon enough
HERŞEYTÜRKİYEİÇİN!
Standart

SEYYİD ABDÜLHAKİM ARVASİ (Kuddise Sirruh)
O, ihsan-ı ilahiydi

Sülale-i Resulden(s.a.s.), Abdülhakim Efendi,
Son asırda yetişen büyük âlimlerdendi.

İlmiyle amil olup, büyük veli idi hem.
Onu anlatmak için, aciz kalır bu kalem.

Binsekizyüz altmışdört miladi senesinde,
Doğmuştur Van şehrinin, Başkale ilçesinde.

Seyyid Fehim Arvasi(hz) idi ki hem üstadı,
Yanında ikmal etti, her iki tedrisatı.

Hem zahir, hem batında yetişerek nihayet,
Her iki ilimde de, aldı mutlak icazet.

Tam yirmidokuz sene kalarak Başkale’de,
Yanında çok âlimler yetişti fevkalade.

Çok güzel simalı ve buğday benizli idi.
Alnı geniş ve açık, nurlu ve sevimliydi.

Kaşları, hilal gibi kabarıktı ve ince.
Nur bakışlı gözleri, görünürdü irice.

Yüzü, zayıfça olup, iri yapılı idi.
Hürmet telkin edici bir vakar sahibiydi.

Her hali, muvafıktı aynen islamiyet’e.
Varlığı, bir ihsan-ı ilahiydi millete.

Çok mütevazı olup, (ben) demezdi o asla.
Derdi: (Dahil değiliz biz elbette hesaba.)

Halbuki her ilimde derin bir derya idi.
Hem dahi tasavvufta, büyük evliya idi.

Bir çok fen adamları, hatta profesörler,
Çözülmez sandıkları çetin, zor meseleler,

Olunca, sormak için gelirlerdi dersine.
Tam vakıf olurlardı o şeylerin hepsine.

Hatta sual etmeden ona müşkillerini,
Öğrenip giderlerdi, suallerin hepsini.

Keramet göstermekten kaçındı ömründe hep.
Zira Hak teâlâdan ederdi haya, edep.

Onda, Resulullahın güzel ahlakı vardı.
Sanki o, o devirden bu güne yadigardı.

Resulullahtan gelen o nurlar, aynen yine,
Onun kalp aynasından, aksederdi ehline.

Misafiri çok sever, ziyarete giderdi.
Dostların davetine, hep icabet ederdi.

İstanbul’da vardır ki, en büyük üç evliya,
Onları ziyarete giderdi ekseriya.

Murad-ı Münzavi ve Mehmed Emin Tokati,
Bir de Zeynep Kâmil’de Abdülfettah-i Akri.

Bu kabirlere gidip, ruhlarına okurdu.
Ve ruhani olarak, onlarla konuşurdu.

Abdulkadir Geylani ile de konuşarak,
Alırdı cevabını, bir çok şeyler sorarak.

Derdi: (Kaçırmaktansa tek bir vakit namazı,
Ölmek daha iyidir, budur işin esası.

Bir veli, hiç ben demez, söylemez asla bunu.
Zira söylemek için, bulamaz mevzuunu.)

İstanbul’da, çeşitli camilere giderek,
İnsanlara imanı anlattı vâz ederek.

Derdi ki: (Hak teâlâ, bir kula iman verdi,
Onu verdikten sonra, ne ki ona vermedi?

Ve Allah, bir kula ki imanı vermemiştir,
O olmadıktan sonra, ne ki ona vermiştir?)

Mekanı Cennetiaala olsun ! Allah(c.c.) rahmet etsin inşallah !
__________________


www.akparti.gen.tr // AK Parti Forum

Konu Fehmi Arvas tarafından (04-03-2010 Saat 03:28 AM ) değiştirilmiştir.
Offline   Alıntı ile Cevapla
Fehmi Arvas kullanıcısına teşekkür eden 2 kullanıcı:
maçka (04-01-2010), TANER (04-02-2010)
Alt 03-17-2010, 01:37 AM   #10 (permalink)
Üye Başlığı

Kişisel Veriler
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Paylaşımlar
Mesajlar: 2,394
AK Puanlar
Teşekkürler: 2,255
Aldığı 503 Teşekkür 402 Mesajı için.
Beğeni Puanı: 100
Beğeni Derecesi: Fehmi Arvas will become famous soon enoughFehmi Arvas will become famous soon enough
HERŞEYTÜRKİYEİÇİN!
Standart


Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri ! (Rahmetulahaleyh) !


Anadolu'da yaşayan evliyânın ve âlimlerin büyüklerinden. Babası Osman Efendi de velî bir zâttı. İbrâhim Hakkı (hz.) 1703 (H.1115) senesinde Erzurum'un Hasankale kasabasında doğdu. İbrâhim Hakkı hazretleri kendisini kısaca şöyle anlatmaktadır:
"Hicrî bin yüz on beş tarihinde bir bahar günü, İbrâhim Hakkı(hz.), Hasankale kasabasında doğdu. Bin yüz kırk senesine kadar ilim öğrenmek için çalıştı. Ârif olup dünyâyı unutarak, Allahü teâlânın(c.c.) aşkıyla yanıp kavruldu. İşini, gücünü, malını, mülkünü her şeyini bırakarak cenâb-ı Hakka(c.c.) yöneldi."
İbrâhim Hakkı (hz.), yedi yaşına geldiğinde annesi Seyyide Hanîfe Hâtun'u kaybetti. Babası Osman Efendi, İbrâhim'i amcasına emânet etti ve tasavvufta kendisini yetiştirecek bir rehber, âlim aramak için sefere çıktı. Kısa sürede Siirt'in Tillo kasabasında İsmâil Fakîrullah hazretlerinin büyüklüğünü, Allahü teâlâ(c.c.) katındaki yüksekliğini anladı. Ondan ilim öğrenmek ve hizmet etmek için geceli-gündüzlü çalıştı. Dokuz yaşına basan öksüz İbrâhim Hakkı (hz.), babasının hasretiyle yanıyordu. Amcası Molla Ali Efendi, İbrâhim Hakkı'yı alarak Tillo'ya babasının yanına götürdü.
İbrâhim Hakkı hazretleri Tillo'da babasına kavuşmasını şöyle anlattı: "Ben dokuz yaşında idim. Ali amcam beni babamın yanına götürdü. Bir ikindi vaktinde Tillo'ya girdik. Dergâha vardığımızda, babam ile hocası namaz kılıyorlardı. İlk bakışta İsmâil Fakîrullah hazretlerinin mübârek yüzü, bana, pederimden daha yakın geldi. O anda yüzünün cezbesi gönlümü aldı. Aklım, onun güzelliğine, duruşundaki heybete ve olgunluğa hayran kaldı. Gönlümü ona kaptırdım. Babam beni kendi odasına götürdü. Şefkat ile ilim öğretip, lütf ile terbiye etmeye başladı."
İbrâhim Hakkı (hz.); babasından, tefsîr, hadîs, fıkıh gibi zâhirî ilimleri öğrendi. Babasının arkadaşı Molla Muhammed Sıhrânî hazretlerinden de, astronomi, matematik gibi zamânın fen ilimlerini tahsîl etti. Allahü teâlânın(c.c.) zâtında ve sıfatlarında mârifet sâhibi olmak, hasta kalbine şifâ bulmak için de İsmâil Fakîrullah hazretlerinin sohbeti ve hizmetiyle şereflendi.
İbrâhim Hakkı hazretleri, Tillo'ya geldiği günlerde gördüğü bir rüyâyı şöyle anlattı: "Rüyâmda gökyüzünü beyaz serçelerle dolu hâlde gördüm. Bir ara serçeler hep birden halkın üzerine doğru saldırdılar. Bana saldıranları babam uzaklaştırdı. Ancak bir serçe fırsat bulup, sağ koltuğuma sokuldu. Sabahleyin rüyâmı babama anlattım. Babam koltuğumun altına baktıktan sonra, orada tâûn, vebâ hastalığının belirtilerini gördü. Hastalığa yakalandığım ilk beş gün kendimden habersiz olarak yattım. Altıncı gece gözümü açtığımda babamı başucumda ağlar gördüm. Muhterem hocamız İsmâil Fakîrullah hazretleri de yanındaydı. Mübârek ellerini kaldırdı. Bana uzun uzun duâ ettikten sonra babama; "İbrâhim'in işi bitmiş iken Allahü teâlâ ihsân ederek onu yeniden diriltti." buyurarak müjde verdi."
Yine şöyle anlatmıştır:
Yaz mevsimiydi. Bir Cumâ gecesi babam murâkabe yapıyordu. Ben de yatıp uykuya dalmıştım. Rüyâmda Tillo'nun harman yerine bir anda binden çok süvâri ve piyâde asker geldi. Atlılar inerek bir yere toplandılar. Boyları iki adam yüksekliğinde olan bu askerler, at ve diğer malzemelerini harman yerine bırakıp, üstâdımız İsmâil Fakîrullah hazretlerinin dergâhı kapısında saf saf dizildiler. Ben kalabalığı seyrederken, dergâh kapısının sağ yanında duran saftan birisi eğilip beni kucağına aldı. Tebessüm ederek öptü ve sol tarafında olanın kucağına verdi. O da alıp muhabbetle öptü ve solunda duranın kucağına verdi. Bu şekilde sıra ile sekizinci kimsenin kucağına geldim. O da beni öptü, onun solunda dergâhın kapısı vardı. Beni yavaşça şefkatle yere bıraktı. Kapı açıktı, içeri girdim. Mübârek hocamız Fakîrullah hazretlerinin huzûrunda sekiz seçilmiş zâtın ayakta durduğunu gördüm. Hocamız da ayağa kalktı ve onlarla müsâfeha edip sarıldılar. Bu hâle şaşırmıştım. O sırada uyandım. Bu rüyânın lezzeti canıma can katmıştı. Sevincimden rüyâmı hemen babama anlattım. Meğer babam, uyanık olduğu hâlde, benim rüyâda gördüklerimi görmüş, hâdiseye muttalî olmuş ve onlarla konuşmuştu. Babam bana şöyle tenbih etti ve; "Bu rüyâyı kimseye söyleme. Bu rûhlar için iyi olmaz." buyurdu. Sabah oldu Cumâ namazından sonra dergâhın kapısı önünde oturmuş duruyordum. Siirt tarafından at üzerinde ak sakallı bir ihtiyâr geldi. Kapının önüne gelince atından indi. Benim yanıma gelip elimi tuttu ve öptü, şaşırdım kaldım. Zîrâ bu kimseyi tanıyamamıştım. Hocamızın huzûruna girmek için izin istedi. Verdiği hediyeleri içeri götürdükten sonra hocamın yanına gittim ve; "Kapıda yaşlı bir kimse huzûrunuza çıkmak için izin istiyor efendim." dedim. "Gelsin." buyurdular. Misâfiri buyur ettim. İçeri girince oturması işâret edildikten sonra; "Ve aleykümselâm ey Seyyid Hamza! Bu Cumâ gecesi bize çok misâfir geldi." buyurdu. Hocamızın bu tatlı hitâbından Seyyid Hamza çok şaşırdı. İlk defâ gördüğü bu kimse kendi ismini nereden bilmişti. Ve gece gelen misâfirlerin arasında olduğunu nasıl anlamıştı. Bunları hem düşündü, hem de kalkıp hocamın elini öptü. Bir müddet ağladı. İzin isteyip dışarı çıktı. Bizim odaya buyur ettim. İçerde babama hâlini şöyle anlattı: "Ben Siirt'in ileri gelenlerinden Seyyid Hamza'yım. Bu âna kadar Tillo'ya hiç gelmedim. Bu büyük âlim ve velîyi de hiç ziyâret etmemiştim. Bu gece rüyâmda beş yüz kadar nûr yüzlü atlı âlim ile beş yüz piyâde evliyâya Siirt önünde karıştım. Onlarla birlikte Şeyh İsmâil Fakîrullah hazretlerini ziyarete geldik. Bu kasabayı ve yolunu rüyâda görerek öğrendim. Harman yerine geldiğimizde atlılar atından indi. Beraberce bu dergâhın kapısına saf saf dizildik. Sıra ile mübârek hocanızı ziyâret ettik. Bu dergâhın kapısı önünde şu küçük oğlunu gördüm. Evliyâlar kucaklarına alıp sıra ile sevdiler. Kapının önüne gelince çocuk içeri girdi. Ben de kapının önüne geldiğimde uyandım. Hâlâ o rüyânın tesiri altındayım, duyduğum o lezzet hâlâ devâm ediyor. Sabah olunca atıma binip rüyâda geldiğim yol ile doğru buraya geldim. Kimseye sormadan dergâhı bulup, sizleri tanıdım. Hazret-i Şeyh'e geldim. Bu gördüğüm rüyâyı anlatacaktım. Bir gün sonra da ona talebe olup hizmetiyle ve sohbetiyle şereflenecektim. Ben daha anlatmadan; "Ey Seyyid Hamza! Bu gece bize çok misâfir geldi." diyerek hem ismimi hem de rüyâda olanları anlattı. Şaşırıp kaldım." Seyyid Hamza'nın bu şaşırmasına babam şöyle cevap verdi: "Senin bu gördüğün rüyânın aynısını bu oğlum da gördü. Lâkin avâmın gördüğü rüyâları, seçilmiş evliyâ uyanık iken görüp müşâhede etmiştir. Allahü teâlânın(c.c.) ihsanları sonsuzdur."
İbrâhim Hakkı hazretleri on yedi yaşında yetim kalmasını şöyle anlattı: 1719 (H.1132) senesinde, benim çok sevdiğim babam ve anam, dert ortağım, üzüntülerimin gidericisi, hücredaşım, gurbet yoldaşım Derviş Osman Efendi, Cumâ gecesi sabaha yakın dünyâdan âhirete göçtü. Hak yolunda can verip Allahü teâlâya(c.c.) kavuştu. Maksadına ulaşarak rahmet deryâsına daldı. Bu yetim o gece başka misâfir odasında yattı. Sabahleyin kalkıp, hasta babamı görmek istediğimde, oradakiler bana; "Git, önce namazını kıl, sonra gel. Hasta şimdi rahatladı." dediler. Bu söze inanıp mescide gittim. Herkes burnunu tutuyordu. Hepsinin nezle olduğunu sandım. Namazdan sonra odamıza geldiğimde babamın vefât ettiğini gördüm. Benim de rahatım gitti. Gönül evim karardı. Bir anda babamın ayrılık hasretiyle virânelerdeki kuşlara döndüm. Öyle feryâd etmek istedim ki, sesim göklere çıkacaktı. Ben bu hâlde iken o merhamet menbâı mübârek hocam geldi. Benden o üzüntü ve elemi aldı. Ben de kalkıp kendi kendime; "Şimdi ayıptır, sabredeyim. Hocam gittikten sonra nasıl ağlayacağımı ben bilirim." dedim. Mübârek hocamız herkese selâm verip, garîb oğlu Derviş OsmanEfendinin başı ucunda oturdu. Şehid rûhuna bir Fâtiha okuyup, sevâbını bağışladı ve murâkabeye daldı. Ben hocamın karşısında babamın da ayak ucunda idim. Bir anda Allahü teâlânın(c.c.) ihsânlarına kavuştum. Vefât eden babam, mübârek başını kaldırdı. Kimyâ tesiri olan nazarıyla yüzüme bakıp, tebessüm ederek tâziyede bulundu. O anda mübârek göğsünden şimşek gibi bir nûr parladı. Kalbim titredi, üzüntü ve elem gidip, yerine sürûr ve lezzet doldu. Babamı bu hâlde görünce, bayramlıklarını giymiş bir çocuk gibi sevindim. Üzüntülü duran ahbablar bu sevincime bir mânâ veremeyip hayret ettiler. Allahü teâlânın (c.c.) ihsânı ve mübârek hocamın himmeti bereketi ile olan bu hâdiseyi oradakiler görememişti.
Hocamız oradan ayrıldıktan sonra babamın yüzünü açıp baktım. Güler gibi bir hâli vardı. Yüzü nûrlu, bedeni sıcak ve yumuşak idi. Sanki uyuyordu.Cenâze namazına çevre köyler ve bütün Siirt halkı geldi.Namazını hocamız kıldırdı. Onun vefâtına benden başka herkes üzüldü. Âlemin babası olan hocamız, bu yetimine şefkat edip iltifât eylediğinden, merhum babamdan sonra onun hizmetleri bize mîras kaldı. Mübârek hocam, bu bozuk huyluyu nice hikmet şurupları ile terbiye eyledi. Kalb hastalıklarından beni kurtardıktan sonra, kendi muhabbeti ile yaktı. Böylece bende, âhiret hâllerinde yakîn hâsıl oldu. Tevekkül etme, dert ve belâlara, ibâdete ısrarla devâm etmeye tahammül, her işe rızâ gösterme hâli hâsıl oldu. Pek kıymetli, lezîz nîmetler ihsân edildi. Hepsinden daha evlâsı ve kıymetlisi ise,Allahü teâlânın(c.c.) zâtında ve sıfatlarında bilgi sâhibi olmaya, mârifetullaha kavuştum.
İbrâhim Hakkı hazretleri, babasının vefâtından sonra hocasının emriyle Erzurum'a gitti. Amcalarının da teşvikleriyle sekiz sene ilim tahsîl etti. Burada tahsîlini bitirdi, fakat gönlü, hocası İsmâil Fakîrullah hazretlerinin ateşiyle yanıyordu. 1728 (H.1140) senesinde yirmi beş yaşında iken tekrar Tillo'ya geldi. Burada hocasının 1734 (H.1147) senesinde vefâtına kadar hizmetiyle şereflendi. Sonra Erzurum'a döndü. Küçük yaşta ayrıldığı Hasankale'ye gelip, yerleşti.
İbrâhim Hakkı hazretleri, Hasankale'de evlendi, sonra İstanbul'a gitti. Mahmûd Han ile görüştü ve saray kütüphânesinde çalışmalar yaptı. Bir sene sonra talebe yetiştirmek için Abdurrahmân Gâzi Zâviyesine tâyin edilerek Erzurum'a geldi.Talebe yetiştirmek için, uzun ve yorucu bir çalışmaya girdi. Hanımı Firdevs Hâtun'dan, İsmâil Fehim ve Ahmed Naîmî isminde iki oğlu dünyâya geldi.
1755 (H.1169) senesinde tekrar İstanbul'a gitti. Sarayda, dîvân kâtibi Ali Efendi başta olmak üzere, pekçok kimselerle dost oldu. Sultan Üçüncü Mustafa Han zamânında da Abdurrahmân Gâzî zâviyesinin berâtı yenilendi.
İbrâhim Hakkı hazretleri, 1763 (H.1177) senesinde hâtıralara bağlılığı ve vefâ duygusunun çokluğundan, hocasının memleketi olan Tillo'ya gitti. İsmâil Fakîrullah hazretlerinin torunu Fâtıma Hâtunla evlendi. Orada kaldı. Talebe yetiştirmeye burada da devâm eden İbrâhim Hakkı bir sene sonra hacca gitti. Dönüşünde tekrar talebe okutmaya devâm etti.
İbrâhim Hakkı hazretleri, zaman zaman Tillo'da, "Cebel-i Ra'sil Kuvâ" ismindeki tepeye çıkardı. Talebelerine de; "Bu tepe, yakında büyük bir nâma kavuşacaktır." derdi. Bu tepeye bir musallâ taşı yaptırdı. Her uğradığında oraya otururdu. Ölümü, âhireti ve hesâbı düşünürdü. Yine bir gün üç talebesi ile bu tepeye çıktı. Üçünün de ismi Mahmûd'du. Onlara; "Sübhânallah! Hepinizin adı da Mahmûd. Herbiriniz de amcalarınızın kızı ile evleneceksiniz. Fakat sâdece biriniz Allahü teâlânın(c.c.)evliyâ kulları arasında yüksek derecelere sâhib olup; "Memduh" lakabıyla isimlendirilecektir. Ona her taraftan akın akın talebe ilim öğrenmeye gelecektir. O, bu tepeye bir ev yaptırıp herkesin hidâyete kavuşmasına vesîle olacaktır." buyurdu. Talebeler de kendi kendilerine; "Mübârek hocamızın müjde verdiği o kimse ben olsam." diye temennî ettiler. Bir müddet sonra içlerinden ikisi ayrıldı. İbrâhim Hakkı hazretleri yanında kalan Mahmûd'a; "Biraz önce müjde verdiğim Mahmûd sensin. Fakat bu sırrı, ben sağ olduğum müddetçe kimseye söyleme." buyurdu.
1778 (H.1192) senesinde ömrünün sonlarına yaklaşan İbrâhim Hakkı (hz.), vasiyetnâmesini yazdı. Sık sık hastalanması sebebiyle bizzat kendisi kitap yazmak için uğraşamıyordu. Ancak yazdırmak sûretiyle kalan ömrünü bereketlendirmek istiyordu. Bu sebeple oğullarının kâtib olarak yardım etmelerini istedi. Kendisi söyleyip oğulları yazdılar. Nihâyet 1781 (H.1195) târihinde bir Perşembe günü vefât etti. Tillo'da, hocası İsmâil Fakîrullah hazretlerinin kabrine komşu olacak şekilde defnedildi. Ölümü için de; "Hudâyı bilmeye ancak cihâne geldi sultânım." mısraı târih olarak düşürüldü.
Hayâtını ilim öğrenmek, öğretmek ve kitap yazmakla geçiren İbrâhim Hakkı hazretlerinin vefâtında, iki oğlu ve iki kızı vardı. Oğulları, İsmâil Fehim ve Muhammed Şâkir'dir. Babasının neslinin devâmını Muhammed Şâkir sağladı. Kızları Şemsî Âişe ile Hanîfe Hâtun'dur.
İbrâhim Hakkı hazretleri, tefsîr, hadîs, fıkıh gibi naklî ilimlerin yanında, aklî ilimlerle de uğraşmış, canlılar hakkında çeşitli teoriler ileri süren Fransız doktoru Lemarck, İngiliz Ch. Darvin, Hollandalı Hugo de Vries gibi batılı ilim adamlarından çok önce, canlılar hakkında, en basitinden en mükemmeli olan insana kadar düzgün bir tekâmül bulunduğunu yazmıştır. Bu konuyu ele alırken, bu tekâmülde arada görülen belli noktaları, husûsî özellikleri ve her birinin hudutlarını tesbit etmiş, hepsinin ayrı ayrı cinsler olduğunu ayrıca belirtmiştir. O sâdece biyoloji ilmi ile değil; fizikten kimyâya, matematikten astronomiye kadar, devrindeki bütün ilimlerle uğraşmış, bir ilim ve mârifet hazînesi olan Mârifetnâme'sinde, bütün bunlara yer vermiştir. Mevâlîdi, yâni canlı cansız bütün varlıkların yaradılış sırrını bilmek ve irfânı tahsîl etmek, onda pek açık olarak görülmektedir.
Hayâtında hiçbir zaman okumayı ve okutmayı elden bırakmayan İbrâhim Hakkı hazretleri, ideal insan tipi olarak, ârif insanı göstermiştir. Kendisi de bu ölçü içinde kalmıştır. Ona göre, ârif; gönülle ve akılla bilendir. Fakat gönülle bilmek ârifin yegâne husûsiyetidir. Bu yüzdendir ki o, gönüle, eserlerinde büyük yer vermiştir. Gönül, sevgilinin mekânıdır. Aşk sâyesinde bu sevgi vardır. Bu yollarda hikmet (fen ve sanat) vardır. Mevâlîd (varlıkların sırrını anlama) bu yolla olmaktadır. Kısaca söylemek gerekirse İbrâhim Hakkı; gönül sâhibi olan, fen ve sanata yer veren büyük bir âlim, hakka rızâ gösteren bir velîdir. Eserlerinin ismine ve mahlasına bakınca, bütün bunların hepsi görülür. Dîvânının adı İlâhînâme' dir. Bu ismi boşuna koymamıştır. Hakîkaten hepsi ilâhîdir. Mârifetnâme ise ârifîn kitabı demektir.

Mekanı Cennetiaala olsun ! Allah(c.c.) Rahmetini üzerinde eksik etmesin inşallah !
__________________


www.akparti.gen.tr // AK Parti Forum

Konu Fehmi Arvas tarafından (04-02-2010 Saat 11:16 AM ) değiştirilmiştir.
Offline   Alıntı ile Cevapla
Fehmi Arvas kullanıcısına teşekkür eden 2 kullanıcı:
maçka (04-01-2010), TANER (04-02-2010)
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Son Yapılan 100 Arama Kelimesi
Google Arama Kelimeleri
2011 seçim anketi 2011 seçim anketleri ak parti ak parti büyükçekmece ak parti denizli ak parti diyarbakır ak parti esenyurt ak parti fatih ilçe başkanlığı ak parti fatih ilçe teşkilatı ak parti forum ak parti kayseri ak parti samsun ak parti trabzon ak parti yalova ak parti üye listesi akp forum akp üyelik akparti akparti forum akparti.gen akparti.gen.tr akpartiforum anayasa mahkemesi üyelerinin görev süreleri ne zaman bitiyor anti chp baykal uygunsuz baykal ın uygunsuz görüntüleri baykalın uygunsuz görüntüleri behzat balta deniz baykal uygunsuz deniz baykal uygunsuz görüntü deniz baykal uygunsuz görüntüler deniz baykal uygunsuz görüntüleri deniz baykal ın uygunsuz görüntüleri deniz baykalın uygunsuz görüntüleri habervaktim iran yıkarız izmirdeki katil kayseri ak parti mehmet sümer parabol çıkmış sorular parabol öss de çıkmış sorular seçim anketi 2011 seçim anketleri 2011 tekirdağ ak parti trabzon ak parti yalova ak parti yüreğir halıcılar anadolu lisesi çıplaklar kampı öss de çıkmış parabol soruları ülkeyi satan parti AK Parti Forum

Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 08:05 AM.

(c) 2010. AK Parti Forum, her mesajın hakkı saklıdır.
AK Parti Forum, sunucu gücünü Türkiye Sunucu'dan alıyor...
Dikkat: AK Parti Forum'da yer alan mesajlardan, forum veya siyasi görüş, teşkilatlar sorumlu tutulamaz. AK Parti Forum halka açık bir mesaj panosudur. İhbar için iletişim: bilgi@akparti.gen.tr

Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.